İçinde yaşadığımız çağa Hint geleneğinde Kali Yuga denir. Peki bu ne demektir? Neden bu çağın “karanlık” olduğu söylenir ve böyle bir çağda insana hâlâ umut var mıdır? Bu yazıda önce Hint kozmolojisindeki zaman anlayışına, sonra da Kali Yuga’yı anlatan en sevdiğim hikâyelerden birine bakalım.
Zaman Bir Çizgi Değil, Bir Çember
Hint felsefesine göre dünya, art arda gelen dört büyük çağdan, yani dört “yuga”dan geçer: Satya (Kṛta) Yuga, Tretā Yuga, Dvāpara Yuga ve içinde bulunduğumuz Kali Yuga. Bu dört çağ birlikte bir “mahāyuga” oluşturur ve döngü, Ay’ın büyüyüp küçülmesi gibi kendini tekrar eder.
Her çağ, Satya Yuga’nın dörtte biri kadar kısalır ve süreler 4:3:2:1 oranını izler. Purāṇik hesaba göre:
- Satya Yuga: 1.728.000 yıl
- Tretā Yuga: 1.296.000 yıl
- Dvāpara Yuga: 864.000 yıl
- Kali Yuga: 432.000 yıl
Śrīmad Bhāgavatam’a göre Kali Yuga, Kṛṣṇa’nın bu dünyadan ayrıldığı gün başlamıştır (12.2.33). Astronomi geleneği bu tarihi MÖ 3102 olarak hesaplar.
Ölçek daha da büyür: Bin mahāyuga, yaratıcı Brahmā’nın tek bir gününü (bir “kalpa”, yaklaşık 4,32 milyar yıl) oluşturur; gecesi de aynı uzunluktadır. Brahmā’nın ömrünün ise yaklaşık 311 trilyon 40 milyar yıl olduğu kabul edilir. Varoluş, bu muazzam ritim içinde yaratılır, sürdürülür ve yeniden çözülür.
Dharmanın Dört Ayağı
Her çağda insanlığın bilgeliği, ömrü, bedensel ve manevi gücü kademeli olarak azalır. Bu düşüş, dharmanın, yani doğruluğun ve kozmik düzenin zayıflaması anlamına gelir.
Śrīmad Bhāgavatam’da dharma, dört ayak üzerinde duran bir boğa olarak tasvir edilir. Bu ayaklar tapas (çileci disiplin), śauca (arınmışlık), dayā (merhamet) ve satya (hakikat) olarak sayılır. Satya Yuga’da boğa dört ayağı üzerinde sağlamca durur; her çağda bir ayağını kaybeder. Kali Yuga’da ise dharma tek bir ayak üzerinde, hakikatin üzerinde, sendeleyerek ayakta kalmaya çalışır (1.17.24–25). Bhāgavatam’ın on ikinci kitabında ise bu dört ayak satya, dayā, tapas ve dāna (cömertlik) olarak sayılır ve her çağda dörtte birer eksildiği anlatılır (12.3.18–24).
İnsan ömrü konusunda kaynaklar farklı rakamlar verir. Manusmṛti’ye göre ömür her çağda kısalır ve Kali Yuga’da yüz yıla iner (1.83); Bhāgavatam ise çağın sonuna doğru insan ömrünün yirmi otuz yıla düşeceğini söyler (12.2.11). Bu sayıları tarihsel bir ölçüm olarak değil, insan bilincinin ve erdeminin azalışını anlatan sembolik bir dil olarak okumak daha anlamlıdır.
Kṛṣṇa’nın Dört Oku
Kali Yuga’yı anlatan, halk arasında çok sevilen bir hikâye vardır. Bir gün Pāṇḍava kardeşler (Yudhiṣṭhira hariç) Kṛṣṇa’ya sormuşlar: “Kali Yuga nedir ve Kali Yuga’da neler olacak?” Kṛṣṇa gülümseyerek, “İzin verin size Kali Yuga’nın hâlini göstereyim,” demiş.
Eline bir yay almış, dört yöne dört ok atmış ve Pāṇḍavalardan okları geri getirmelerini istemiş. Her kardeş bir oku almak için farklı bir yöne gitmiş.
Arjuna okunu aldığında çok tatlı bir ses işitmiş ve ne olduğunu görmek için arkasını dönmüş. Büyüleyici bir sesle şarkı söyleyen bir guguk kuşunun, aynı anda can çekişen bir tavşanın etini yediğini görmüş.
Bhīma okunu bulduğunda kendini beş kuyunun yanında bulmuş. Dört kuyu tatlı suyla dolup taşıyormuş; ama tuhaf bir şekilde ortadaki kuyu tamamen boşmuş.
Nakula okunu, doğurmak üzere olan bir ineğin yanında bulmuş. İnek doğum yaptıktan sonra buzağıyı temizlemek için yalamaya başlamış, ancak durmamış. O kadar yalamış ki sonunda buzağının derisi soyulmuş.
Sahadeva dağın eteğine düşen oku almaya gittiğinde, tepeden yuvarlanan devasa bir kayanın taşları ve büyük ağaçları parçaladığını görmüş. Ne var ki o koca kaya, küçücük bir bitki tarafından durdurulmuş.
Şahit oldukları karşısında şaşıran kardeşler, Kṛṣṇa’ya bu olayların anlamını sormuşlar. Kṛṣṇa gülümseyerek açıklamış:
- “Kali Yuga’da din adamları güzel bir sese ve büyük bir bilgiye sahip olacaklar; ama guguk kuşunun tavşana yaptığı gibi, kendilerine adananları sömürecekler.”
- “Kali Yuga’da yoksullar zenginlerin arasında yaşayacak. Zenginlerin serveti taşacak kadar çok olacak, ama yoksullara tek bir kuruş vermeyecekler; tıpkı dört kuyunun boş kuyuya tek bir damla su vermemesi gibi.”
- “Kali Yuga’da anne babalar çocuklarını o kadar çok sevecekler ki, ineğin buzağısına gösterdiği sevgi gibi, bu sevgi onları şımartacak ve hayatlarını mahvedecek.”
- “Kali Yuga’da insanların karakteri dağdan yuvarlanan kaya gibi bozulacak ve hiçbir şey onu durduramayacak gibi görünecek.”
- “Ama sonunda, tıpkı küçük bitkinin dev kayayı durdurması gibi, yalnızca Tanrı’nın adını anmak insanı kurtarabilecek.”
Karanlık Çağda Bir Işık
Hikâyenin sonundaki umut, kutsal metinlerde de açıkça dile getirilir. Śrīmad Bhāgavatam, Kali Yuga’nın kusurlarını uzun uzun saydıktan sonra şöyle der:
kaler doṣa-nidhe rājann asti hy eko mahān guṇaḥ
kīrtanād eva kṛṣṇasya mukta-saṅgaḥ paraṃ vrajet
“Ey Kral, kusurlarla dolu bu Kali çağının büyük bir erdemi vardır: Yalnızca Kṛṣṇa’nın adını anarak insan bağlarından kurtulur ve Yüce Olan’a ulaşır.” (Śrīmad Bhāgavatam 12.3.51)
Belki de Kali Yuga’nın asıl öğrettiği budur: Çağ ne kadar karanlık olursa olsun, küçücük bir bitki koca bir kayayı durdurabilir. Bir isim, bir mantra, bir anlık içten bir anma; bazen bütün bir yuvarlanışı durdurmaya yeter.