Perimenopoz: Her Birimiz Biriciğiz

Perimenopoz dönemi bana bir şeyi yine çok açıkça gösterdi: Her birimiz biriciğiz. Hepimizin geçtiği süreç kendine has.

Dolayısıyla “şu kadar doz, şu tahlil aralığı, şu kadar egzersiz” gibi ortalamalara dayanan önerilerin, katı biçimde uygulandığında kendi deneyimimizi görmemizi zorlaştırabildiğini fark ettim.

Elbette bilim bize yol gösteriyor. Ancak bilimsel araştırmalarda elde edilen ortalama sonuçların her bireyin deneyimini açıklayabileceğini düşünmek ne kadar doğru? Sonuçta hiçbirimiz istatistiksel bir ortalamadan ibaret değiliz.

Bir doktor ziyareti

Östrojen seviyemi ölçmek üzere, âdetimin üçüncü günü hastaneye, kadın doğum uzmanına gittim. Ancak doktor ısrarla test yapmak istemedi.

Ona mini hapı, antidepresanımı ve uyku ilaçlarımı bıraktığımı, hormonlarımdaki değişimleri takip etmek istediğimi anlattım. (Bu ilaçları hekimimle konuşarak, kademeli olarak bıraktım. Kimsenin ilacını kendi başına bırakmasını önermem.) Doktorun gerekçesi, bu testleri ocak ayında zaten yaptırmış olmamdı.

Ardından bana iki soru sordu:

“Gece terlemen var mı? Âdet görüyor musun?”

“Âdet öncesinde gece terlemem oluyor. Evet, âdet görüyorum. Ama uykum iyi değil.”

“E, o zaman sen iyisin. Uykun için psikiyatriye görün.”

Bu sözler beni şoka uğrattı.

Uzun bir tartışmanın sonunda asistanı testi yazdı.

Ama işte tam da böyle bir süreçten geçerek iki sene önce antidepresan kullanmaya başlamıştım.

Oysa şimdi okuduğum araştırmalar, hormonlardaki değişimlerin uyku, kaygı ve duygu durumu üzerinde ne kadar etkili olabildiğini gösteriyor. Bu nedenle yaşadıklarımın yalnızca psikolojik olmadığını, hormonal değişimlerin de önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyorum.

Üstelik hormonal değişimlerle psikolojik belirtiler birbirinden tamamen ayrı süreçler değil. Birbirlerini etkileyebiliyorlar. Kullanılan ilaçlar, ilaçların bırakılması, uyku düzeni ve başka sağlık sorunları da bu tabloya katkıda bulunabiliyor.

Nitekim 15 Ekim 2026’da Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Koleji (ACOG), menopoz belirtilerinin tedavisine ilişkin yeni kılavuzunu yayımladı. Kılavuz, gece terlemesine bağlı uyku sorunlarını ayrıca ele alıyor ve bunlar için hormon tedavisini güçlü biçimde öneriyor. Ayrıca sıcak basması, uyku ve duygu durumu belirtilerinin birbirini etkilediğini, bu ilişkinin de kişiden kişiye değiştiğini vurguluyor.

Bütün bunların birlikte değerlendirilmesi gerekmez mi?

Tek bir ölçüm ne anlatır?

Doktorun hangi testleri istediğini o anda göremedim. Sonuçlar geldiğinde yalnızca östradiol ölçümünün yapıldığını fark ettim.

Peki, tek bir östradiol değeri bana ne anlatacaktı?

Elbette belirli bir klinik soruya yanıt verebilir. Ancak perimenopoz gibi hormonların sürekli dalgalandığı bir dönemde tek bir ölçümle yaşadıklarımın bütününü nasıl değerlendirebiliriz?

Mevcut kılavuzlar, doktorların test konusundaki çekincesini bir ölçüde doğrulayabilir. İngiltere’nin NICE kılavuzu ve Avrupa Endokrinoloji Derneği’nin 2025 kılavuzu, 45 yaş üstündeki sağlıklı kadınlarda tanının genellikle hormon testleriyle değil, belirtiler ve âdet düzeniyle konmasını öneriyor. Ancak Avrupa kılavuzu, kişinin öyküsü başka bir nedeni düşündürüyorsa ek testlerin gerekebileceğini de belirtiyor. Benim durumum da tam buydu: Hormonlarımı etkileyen ilaçları yeni bırakmıştım ve skleroderma tanım vardı.

Beni yaralayan da test yapılmaması bir yana, üstüne bir de anlattıklarımın iki soruyla kapatılmasıydı.

Şimdi ben bu yaklaşımı nasıl sorgulamam?

Orada sıra sıra bekleyen kadınlar var. Belki benden çok daha ağır belirtiler yaşıyorlar. Belki kendilerine ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Belki de yıllardır yaşadıkları değişimlerin yalnızca stres, yaşlanma veya psikolojik sorunlarla açıklanmasına alışmışlar.

Böyle bir muameleye maruz kalmak çok acı. Özellikle de yeni araştırmaların ortaya koyduğu bilgiler klinik görüşmelere yeterince yansımıyorsa…

Hangi kadında, ne zaman test yapılması gerektiği konusunda araştırmalar henüz yetersiz. Hiçbir kılavuz da belirtisi olmayan kadınlarda rutin hormon testi önermiyor. Bu yüzden ben kişisel olarak, 30'lu yaşlardan itibaren hormon değerlerinin ölçtürülmesini öneriyorum. Böylece elimizde en azından bir veri olur ve sonraki dönemlerdeki değerlendirmeler daha elle tutulur hale gelir.

Ama benim asıl sorguladığım şey testler değil. Bir kadının anlattığı belirtilerin, geçmişinin ve kullandığı ilaçların yeterince değerlendirilmeden birkaç soruyla geçiştirilmesi.

Bir testin neden gerekli olmadığını açıklamak başka, kişinin yaşadıklarının araştırılmaya değer olmadığı izlenimini vermek başka.

O yüzden hem kendi sürecimi hem de bilim dünyasında şu anda neler olup bittiğini anlatmak için buradayım.

Hormon sağlığımız neden önemli?

Hormonlar yalnızca cinsellik ve üremeyle ilgili değil. Düşünmemizden duygu düzenlememize, kas ve kemik sağlığımızdan fiziksel aktivitemize, uykumuzdan sosyal ilişkilerimize kadar yaşamımızın pek çok alanında rol oynuyorlar.

Bu nedenle hormon sağlığını yalnızca âdet düzeni, doğurganlık veya sıcak basmaları üzerinden değerlendirmek bana yetersiz geliyor.

Örneğin progesteronun yalnızca gebelik için gerekli bir hormon olmadığını artık biliyoruz. Beyindeki çeşitli reseptörlerle etkileşiyor ve allopregnanolon adlı bir nörosteroide dönüşebiliyor. Bu madde, sinir sisteminin başlıca baskılayıcı mekanizmalarından biri olan GABA-A reseptörlerinin işleyişini etkiliyor.

Bu mekanizma, progesteronun bazı kadınlarda neden daha iyi uyku ve sakinleşmeyle ilişkili olabildiğini açıklayabilir. Kanada’da yapılan bir çalışmada, geceleri progesteron alan kadınlar daha iyi uyuduklarını bildirdi. Ancak ACOG’un 2026 kılavuzu, sıcak basması, uyku ve duygu durumu belirtilerinin tedavisinde progesteronun tek başına kullanılmasını desteklemiyor. Yani bu bulgu, herkes için geçerli bir tedavi önerisi değil.

Üstelik progesteron herkeste aynı sonucu doğurmuyor.

Bazı kadınlarda progesteron ve metabolitlerindeki değişimler kaygı, sinirlilik veya olumsuz duygu durumuyla ilişkili olabiliyor. Araştırmalar, hormon düzeyleri normal olan kadınların bile hormonal dalgalanmalara farklı tepkiler verebildiğini gösteriyor.

Demek ki mesele yalnızca bir hormonun ne kadar yüksek veya düşük olduğu değil; bedenimizin ve beynimizin bu değişimlere nasıl yanıt verdiği.

2025 yılında Frontiers in Neuroendocrinology dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme de progesteronun beyin, stres, duygu durumu ve bilişsel işlevlerle ilişkisini inceliyor. Araştırmacılar, progesteronun etkilerinin kullanılan hormonun türüne, dozuna, uygulanma biçimine, metabolizmasına ve bireysel duyarlılığa bağlı olarak değişebileceğini vurguluyor.

Ancak aynı araştırmacılar, bu etkilerin önemli bir bölümünün insanlarda henüz yeterince incelenmediğini de belirtiyor.

İşte bilimde benim en değerli bulduğum şeylerden biri bu: Bildiklerimiz kadar henüz bilmediklerimizin de farkında olmak.

Peki, ne yapabiliriz?

Bir hastalığın erken belirtilerini fark etmek ve gerektiğinde takip etmek nasıl önemliyse, hormonal geçiş döneminde yaşadığımız değişikliklerin de ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.

Elbette perimenopoz bir hastalık değil. Ama doğal bir süreç olması, yaşadığımız belirtilerin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Üstelik her belirtinin nedeni hormonlar da olmayabilir. Tiroid hastalıkları, demir eksikliği, uyku bozuklukları, kullanılan ilaçlar veya başka sağlık sorunları benzer belirtilere neden olabiliyor.

Bu nedenle yalnızca hormon değerlerini takip etmek yerine âdet düzenimizi, uyku kalitemizi, ruh halimizi, ağrılarımızı ve günlük yaşamımızdaki değişimleri de gözlemlemek önemli.

Gerektiğinde uygun testlerden yararlanmak, farklı olası nedenleri araştırmak ve tedavi seçeneklerini değerlendirmek mümkün.

Ama bütün bunların ilk adımı, kadını dinlemek.

Çünkü bir kadının hâlâ âdet görüyor olması, kendisini iyi hissettiği anlamına gelmiyor.

Kırmızı çiçekli bir dalın ve bir kuşun altında, elinde kalemle açık bir defterin başında düşünen kadın illüstrasyonu

Ben bu süreçte kendi bedenimi daha iyi anlamaya çalışıyorum. Araştırmaları okuyorum, sorular soruyorum ve gerektiğinde bana sunulan açıklamaları sorguluyorum.

Bilimin ortalamalarını reddetmiyorum. Ama kendi deneyimimin de bu ortalamaların arasında kaybolmasını istemiyorum.

Belki de böylece bu inişli çıkışlı hormonal yolculukta her şeyi ancak duvara çarpmış gibi hissettiğimizde anlamaya çalışmak zorunda kalmayız.

Her birimiz biriciğiz. Sağlığımıza yaklaşımımız da bu farklılığı dikkate almalı.

Hangi test ne zaman yapılır?

Bu bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır. Hangi testlerin gerekli olduğuna hekiminizle birlikte karar verin.

  • Östradiol (E2): Genellikle âdet döngüsünün 2 ile 5. günleri arasında, çoğunlukla üçüncü gününde ölçülüyor. Özellikle FSH ile birlikte değerlendiriliyor.
  • Progesteron: Sıklıkla döngünün 21. gününde ölçülmesi öneriliyor. Oysa bu yalnızca 28 günlük ve yaklaşık 14. gününde yumurtlama gerçekleşen bir döngü için geçerli. Daha doğru zaman, beklenen bir sonraki âdetten yaklaşık yedi gün önce.
  • Total testosteron: Tercihen sabah saatlerinde, mümkünse döngünün erken foliküler döneminde (2 ile 5. günler) ölçülüyor.
  • DHEA-S: Belirli bir döngü gününde ölçülmesi gerekmiyor. DHEA’ya göre daha kararlı olduğu için klinikte genellikle DHEA-S tercih ediliyor.
  • SHBG (Seks Hormonu Bağlayıcı Globulin): Belirli bir döngü gününe bağlı değil. Testosteronla birlikte ölçülmesi, serbest testosteronun hesaplanmasına yardımcı oluyor.
  • FSH (Folikül Uyarıcı Hormon): Gerektiğinde döngünün 2 ile 5. günlerinde östradiolle birlikte değerlendiriliyor.
  • LH (Luteinleştirici Hormon): Genellikle döngünün 2 ile 5. günlerinde ölçülüyor. Ancak perimenopoz tanısında rutin olarak gerekli değil.

Not: Perimenopozda döngüler düzensizleştiği için “3. gün” ya da “bir sonraki âdetten yedi gün önce” gibi zamanlamaları hesaplamak da zorlaşıyor. Bu da tek bir ölçümün neden yetmeyebileceğini bir kez daha gösteriyor.

Kaynaklar

Not: Perimenopoz ve menopozla ilgili araştırmalar son yıllarda ivme kazandığı için bilgiler de sürekli güncelleniyor. Bu yüzden yazılarıma zaman zaman yeni eklemeler yapabilirim. Son güncelleme: 17 Ekim 2026.

← Tüm yazılarRead in English →