Karma ve Külli İradenin Ayrımı

Kader mi, özgür irade mi? İki geleneğin evrensel düzene bakışı

Kumburgaz sahilinde gün batımı; denizde demirli kayıklar, kumsalda katlanır sandalyede oturan iki kadın
Kumburgaz’da gün batımı, 22 Eylül 2008. Rahmetli anneannemle geçirdiğim bir akşamdan. Fotoğraf: Dr. Sugata Duygu Akartuna.

Çocukken bir yaz, denizin ötesinde ne olduğunu merak edip birinci, ikinci ve üçüncü sığlığı geçmiş, açık sulara varmıştım (Kumburgaz’lı olanlar bilir). Dalgalar artmış ve beni epey açığa sürüklemişti. Yorulmuştum ve içimi bir korku sarmıştı. Aklıma her hafta boğulan gençlerin, sahilde gazete kâğıdının altında yatan cansız bedenleri gelmişti. Hep kendime kızardım: “Neden kurtaramadım?”

Minik kollarım yorulmuştu ama ufacık görünen kıyıya ulaşmak için canımı dişime takıp tüm gücümle kulaç atmaya devam ettim. Nihayet kıyıya vardığımda karmaşık duygular içindeydim. Yıllar geçti, ama o boğulan çocukların yaşamış olabileceği his kalbimde hep yer etti.

Bu küçük hikâyeye yazının ortasında döneceğim. Önce asıl sorudan başlayalım.

Sanātana Dharma’daki karma kavramı ile İslam kelamındaki külli irade anlayışı arasında temel bir ayrım bulunur. Her iki anlayış da evrensel bir düzeni kabul eder; ancak bu düzenin nasıl işlediği ve bireysel özgür iradenin kapsamı farklı biçimlerde ele alınır. Bu karşılaştırma, iki felsefi yaklaşımın özünü anlamak, ortak noktalarını ve ayrıldıkları yerleri görmek açısından önemlidir.

Karma Kader Değildir

Karma, bireyin yaptığı eylemler ve bu eylemlerin sonuçları üzerine kuruludur. Her eylem bir tepki doğurur ve bu tepki gelecekteki deneyimlerimizi şekillendirir. Ancak bu, hayatımızın tamamen önceden belirlenmiş olduğu anlamına gelmez. Sanātana Dharma’ya göre karma kader değildir: Özgür irademizle yaptığımız seçimler kaderimizi şekillendirir.

Bir tohum ektiğimizi düşünelim. Hangi tohumu seçeceğimiz, ona nasıl bakacağımız tamamen bizim irademize bağlıdır. Bu, karma döngüsünün bir örneğidir; yaptığımız her eylemin sonucu kendi seçimlerimizle biçimlenir. Ancak tohumun büyümesi; doğa yasaları, güneş ve yağmur gibi evrensel düzenin bir parçasıdır.

Sanātana Dharma’da bu düzen, Brahman’ın evrensel gerçekliği ve dharmanın kozmik düzeni olarak yorumlanır. Brahman düzenin kaynağıdır, ancak bireyin özgür iradesiyle etkileşim hâlindedir. Bu düzende insan, kaderini kendi eylemleriyle belirler.

Üç Tür Karma

Geleneğin karmayı nasıl ele aldığını anlamak için üç ayrımı bilmek işe yarar:

  • Sañcita karma: Geçmiş yaşamlar boyunca biriktirdiğimiz, henüz meyvesini vermemiş eylemlerin toplamı.
  • Prārabdha karma: Bu biriken karmadan, bu yaşamda meyve vermeye başlamış olan kısım. Doğduğumuz aile, bedenimiz, hayatımızın bazı koşulları buraya aittir.
  • Kriyamāṇa (āgāmī) karma: Şu anda, özgür irademizle yaptığımız ve geleceği şekillendiren eylemler.

Sañcita karma kulağa en soyut gelen kavram. Onu bana somut kılan bir deneyimi anlatayım.

Yıllar önce bir arkadaşım beni Hindistan’da Bhṛgu Saṃhitā okuyan bir astroloğa götürdü. Astrolog ismimin baş harflerini sordu, ardından kitabı açıp Malayāḷam dilinde okumaya başladı. Arkadaşım söylenenleri bana İngilizceye çeviriyordu; ama her çeviride duraksıyor, şaşkınlıkla bana bakıyor, sonra aktarıyordu.

Astrolog önceki hayatımdan söz etmeye başladı. 500 yıl önce şu anki Gurumla birlikteymişim. Kerala’nın Palakkad bölgesinde yaşıyor, her gün Tanrıça tapınağına gidip çiçek adıyormuşum; bu hayatta da Tanrıça’nın lütfunun üzerimde olmasının sebebi buymuş. Nehir taşkınlarının sıkça yaşandığı Palakkad’da bir sel felaketinde çocukları kurtarırken, on beşinci çocuğu kurtardığım anda kendim boğulmuşum. Ama o çocuk kurtulmuş. Astrolog, onun bu hayatta da aynı Guru’nun yanında yaşadığını ve birbirimizi tanıdığımızı söyledi.

Bu okumayı bir kanıt olarak değil, kendi hayatıma bakışımı değiştiren bir anlatı olarak paylaşıyorum. Çocukken açık denizde hissettiğim korku, boğulan çocuklar için içimde taşıdığım o cevapsız soru… Gelenek bunlara saṃskāra ve vāsanā der: önceki eylemlerin zihinde bıraktığı izler ve eğilimler. Sañcita karma tam olarak bu birikimdir. Bu hayatta Palakkad’a ilk kez 2017’de, Amma’nın programı için gittim.

Trende pencereye yaslanmış, gözleri kapalı SugataPalmiye ve ağaçların üzerinde puslu gökyüzünde dolunay
Palakkad yolunda trende ve vardığımız akşam ağaçların üzerinde doğan dolunay, 2017. Fotoğraflar: Dr. Sugata Duygu Akartuna.

O gün denizde olan da buydu aslında: Beni açığa sürükleyen dalgaları ben seçmemiştim; kulaç atmaya devam etmek ise benim elimdeydi.

Tam böyle bakıldığında karma anlayışı, bir yanda değiştiremediğimiz koşulları (prārabdha), öte yanda her an yaptığımız seçimleri (kriyamāṇa) birlikte tutar. Ne mutlak bir kader ne de sınırsız bir özgürlük vardır; ikisinin arasında sorumlu bir alan vardır.

Külli İrade ve Cüzi İrade

Külli irade açısından ise evrendeki düzen Allah’ın iradesiyle işler. Tohumun filizlenmesi, yağmur ve güneş gibi doğal olaylar Allah’ın iradesinin bir yansımasıdır. Ancak bu düzen içinde insan, kendi özgür iradesini, yani cüzi iradesini kullanarak hareket eder. Külli irade, evrensel düzeni bütünüyle Allah’ın takdirine dayandırır ve bireyin iradesi bu düzen içinde sınırlıdır. İnsanın eylemleri sonuçlar doğurabilir, ancak bu sonuçlar Allah’ın takdiriyle gerçekleşir.

Beklenmedik Bir Ortak Zemin

İlk bakışta iki anlayış birbirinden çok uzak görünebilir. Oysa Hint geleneği içinde de eylemin meyvesini veren bir İlahi İrade fikri güçlü biçimde yer alır. Brahma Sūtra (3.2.38), eylemlerin meyvesinin Tanrı’dan (Īśvara) geldiğini söyler: phalam ata upapatteḥ. Bhagavad Gītā ise bunu insana dönük bir öğütle ifade eder:

karmaṇy evādhikāras te mā phaleṣu kadācana

“Senin hakkın yalnızca eyleme aittir, asla onun meyvelerine değil.” (Bhagavad Gītā 2.47)

Eylem bizim elimizdedir; meyve (sonuç) ise bizden büyük bir düzenin elindedir. Bu cümle, cüzi irade ile külli irade arasındaki ilişkiye şaşırtıcı biçimde yakın bir sezgi taşır.

Ayrıldıkları Yer

Sanātana Dharma’da özgür irade, evrensel düzenle etkileşim içinde güçlü bir rol oynar ve yaşamlar boyunca süren bir neden sonuç zinciri içinde düşünülür. İslam’da ise bireyin özgür iradesi, Allah’ın mutlak iradesiyle uyum içinde hareket eder ve tek bir dünya hayatının sorumluluğu içinde ele alınır. Bu temel ayrım, farklılıkların yanı sıra her iki sistemin ortak bir evrensel düzen anlayışına sahip olduğunu da gösterir.

Elbette her iki gelenekte de farklı okullar bu sorulara farklı cevaplar vermiştir; bu yazı yalnızca genel bir çerçeve sunuyor. Karma ve Satürn ilişkisini daha ayrıntılı merak edenler için bu konuları Karma ve Karmanın Efendisi: Satürn (Paloma Yayınevi, 2024) kitabımda geniş biçimde ele aldım.

← Tüm yazılarRead in English →